Daha İyi Bir Yaşam İçin Haydi Ver Elini

Bugün bir yolculuğa çıkacağız. Özümüzde var olan ve üzerinin zaman içinde
örtüldüğü içimize doğru bir yolculuğa çıkacağız. Vicdan, şefkat, sevgi, hoşgörü,
neşe senin hamurundur. Hatırlamana izin ver. Kendine şeker tadında bir
armağan ver. Yeni bir yaşam alanına adım atabileceğin arzunun ateşi içinde var.
O kıvılcımı daima canlı tut ve elimi tutarak bu yolculukta bana katıl.

Beni birliğin çağrısı olarak gör ve elini dostlukla uzat birliğe… Bizi vicdanımızın
sesine götürecek dostlara bakalım mı önce? Minicik varlıklarıyla çalışkan
karıncalara…Yaşadığınız yer hiç karıncalarla doldu mu? Dışarıda bıraktığınız
reçel kavanozlarına kadar istila eden karıncalar? Ve onlara günah diye
kıyamadığınız ama daha sonrasında baş edemeyip süpürerek, ilaç dökerek ve
çeşitli yollarla öldürdüğünüz karıncalar… Artık evinize gelmediklerinde oh
nihayet kurtuldum dediğiniz… Oysa ilk başta vicdanınız rahat etmiyordu. Bir kez
o vicdanın sesine kulaklarınızı kapadığınızda tekrar duymanız kolay değildir
çünkü içinizdeki ses vicdanınızın sesini bastırır. Kendini ne yapar ne eder haklı
gösterir. Onların da evinizde ne işi vardı. Zorla günaha sokuyorlar değil mi?
Kendi doğal ortamlarına dönsünler. Demek ki tekamüllerinde bu vardı. Sizin
evinize gelmek ve orada ölmek. Kendi seçimi bile olabilir. Haydi haklı çıktın. Ne
önemi var ki haklı olmanın? Biliyor musun bir başka olanak mümkün.

Haklılığa kimsenin ihtiyaç duymadığı bir alan var.
O karıncaların senin alanına hiç gelmediği bir alan… Hiçbir şey bulamıyorsun
etrafında uğraşacak ve içindeki savaşma hisi ile o karıncalar senin yaşam
alanına geliveriyor. Peki başka neler var içinizde önce vicdanınızın rahat
etmediği, sonrasında ise bir kez durumu kabul ettikten sonra artık tekrarını
yapıyor olmanın sizi rahatsız etmediği? Anormalliğin normalleştiği…
Örneğin; çocuğunuza bir kez bağırdınız, hatta hiddetlendiniz. Siz ona
bağırdığınızda size göre doğru olmadığını düşündüğünüz davranışını sergilemeyi
kestiğini fark edip daha sonra bir kez daha bağırdınız ve bu davranışınız gün ve
gün pekişti. İlk gün vicdanınız onun ağlamasına dayanamadı. Üzüldünüz, içinizin
yağları eridi ya sonrasında… Alıştınız değil mi o sesi duymamaya? Oysa o daha

bir çocuk ve iletişimin başka yolları mümkün. Hoşgörüyü hatırlayabilirsin. O
senin içinde bir eksiklik değil, o senin içinde daima var. Var olduğuna
güven…Hatırla ve titreşimini oraya yükseltebileceğinden emin ol.

Çocuklarıyla iletişimlerinde şiddeti, gücü kullanmadan yol alan bir çok mutlu aile var.
Belki evlisiniz. Eşinizin de her insan gibi sevildiğini hissetmeye ihtiyacı var.
Yoğunsunuz, çalışıyorsunuz, yorgun oluyorsunuz. Önceleri yine de ona da
kıyamayıp elinizden gelen özeni gösterirken kim bilir daha sonra bu benimle
ilgili değil deyip size binlerce kez çağrısını, seslenişini duymuyorsunuz. Kimi
insanlar dışarıda streslerini atarken evlerindeki kişilerin ihtiyaçlarına karşılık
vermeyerek beslenirler. Oysa enerji sonsuz ve nedir ki hayat? Anlardan
oluşurken o hayatı el ele geçirmek yerine yabancılaştığınız yaşamlar… Oysa o
hayatı daha renkli kılmak için henüz denemediğiniz nice yollar var. Telefon, I
pad, televizyonu bir kenara bırakıp komik ve neşeli anlar yaratmaya ne dersiniz?
Böyle bir yaşam mümkün ve bir boyutta bunu yaşayan, deneyimleyen insanlar
var. Titreşimini oraya yükseltebilirsin.

Bağımlılıklarımız
Belki bir bağımlılığınız var. Kahveye, sigaraya, maddeye, kumara, kadınlara,
annenize, birilerine, telefona, bilgisayara, Internet’e hatta belki de
dedikoduya… Biliyorsunuz doğru olmadığını ama size heyecan katıyor. Peşine
düştüğünüz şey her ne ise sizdeki hormonlarda değişiklik yapıyor. Geçici
arzularla mutluluğu yakalıyorsunuz. Serotonin, adrenalin iş başında oluyor. Peki
oraya verdiğiniz emek, zaman ve heyecanı en yakınınızdaki kişilerle paylaşmayı
denediniz mi? Bağımlılığınızın madde olduğunu varsayalım. Buna devam
ettiğiniz sürece geçici mutluluklarınız var. Bir girdap gibi sizi içine
hissettirmeden çekecek olan ve her defasında daha derinlere alacak olan…Öyle
bir yer ki bir gün çıkamayacağınız… Kendinizce yakalanmadığınız sürece sorun
yok değil mi? Yakalandığınızda geçici sürecek olan mahcubiyet, suçluluk, vicdan
sesleri ve verilen sözler… Hatta yakalanma duygusunun kattığı adrenalin sizi
kendisine bağımlı kılan çünkü gizlilik adrenali yeterince salgılamana neden
oluyor. Öyle değil mi? Peki sizi yakalayan da kendiniz değil misiniz bu oyunda ?

Oysa başkasının ne dediği, sizinle ilgili ne düşüneceğinden öte sizin onlar ve kendinizle ilgili hislerinize bakarak mutluluğun içinizden doğduğu bir yaşam mümkün.
Seçim
Peki siz bu süreçleri yaşarken yakın çevreniz ne durumda? Yaşam alanınızı
paylaştığınız insanlar ne durumda? Onlar neler yaşıyor? Bir sorumluluğunuzun
olduğu aileniz ya da size karşı sorumluluğu olduğunu düşünen anne babanız,
yakınlarınız ne durumda? Onların hisleri, onların yaşadıkları… Bir kişinin
deneyimi çevresinde kaç kişiyi kelebek etkisiyle etkiliyor? Nasılsa bu da onların
deneyimi değil mi? Her zaman kendinizi haklı göreceğiniz buradan kendinizi
hafifçe haklı çıkaracak bir çok neden bulabilirsiniz. Geçici arzularınızın
getirdikleri neleri götürüyor yaşamınızdan? Her şeyi görmezden gelerek yol
almak … Geçici mutluluklar; ebedi sağlanabilecek mutluluğa engel olan değil
mi? Sahip olduğunuz ve farkında olmadığınız güzelliklerin kıymetini bir kenara
bırakarak, sahip olmadığınız peşinde olma duygusu size sahip olduklarınızı da er
geç kaybettirecek olandır. Sizi böyle bir maddeyi kullanmaya davet edecek olan
ses, enerjinin yüksek frekansından gelmeyecektir. Siz belki hiç denemediniz
böyle bir macerayı ve sizi kendine çağıracak, bir kerecik! deneyimleyeceğiniz,
merakınızı giderecek olan bir deneyim.

Belli ki enerjiniz yükselmiş ve ayağınızdan tutup sizi aşağıya çekmek, sizi
kendinizden uzaklaştırmak isteyen bir titreşim var. Tabii seçim sizin… Kendine
de çevrendekilere de hizmetin büyük. Oysa başka türlü bir hizmet de mümkün.
Güzellikleri çoğaltarak da hizmet edebileceğin bir yaşam mümkün. Bütün
bağımlılıkların altında benzer duygular var. Ve siz sevgili insanlar yeterince
seviliyorsunuz. Yeterince değerlisiniz. Bu hayatı nasıl yazmayı seçiyorsunuz?
Merhumu nasıl bildikleri önemli değil belki de, sizin hiç kimsenin bilmediği iç
dünyanızla samimi bir yaşamı yaşamıyor olduğunuz gerçeği duruyor karşınızda.
Bir başka yol mümkün… Seçiminizi daha yüksek bir titreşime hiçbir bağımlılığa
yer vermeden yükseldiğinizi imgeleyebilirsiniz. İlla bir bağımlılık
geliştirecekseniz bu imgelemeyi düzenli söylemek, hissetmek olsun
bağımlılığınız…

[quote]Geleceğinizi an içinde yazıyorsunuz. Siz nasıl bir rol modelsiniz kendiniz
için? Seçim sizin. Bu davet çok samimi… Tutunun sevgiye ve çıkın oradan…
EL ELE…
Diyelim ki çevrenizde kavgalar, gürültüler var. Can acıtmak, öc almak var. Yok
sayamazsınız. İçinizde derin bir his yükselir. Bir savaş ortamında evlatlarını, her
şeyini yitirmiş, çaresiz ağlayan bir babanın gidilecek bir yerinin kalmaması,
evlatlarını kanatlarının arasına alamaması ve siz ne yapabilirsiniz ki? Uzaktasınız
olaylara… Elbette uzakta kalın. İçine dalmayın başkalarının deneyimlerine ve
yaşama geliş amaçlarının ortasına… Öte yandan şefkat duygularınıza sarılın en
sevdiğiniz varlığa sarılır gibi… Kendinizi kucaklar gibi… Kendinize sarılmak zor ise
çocuğunuza sarılıyormuş gibi…

Olumsuz şeylerden olumluya gitmek değildir üslubum… Bu defa güvendiğim
dostum iç sesim böyle aktı. Ey güzel insan o öldürdüğün karınca sen değil misin?
Ey güzel insan evde varlığını unuttuğun yarin sen değil misin? Ey güzel insan o
dövdüğün çocuk sen değil misin? Ey güzel insan hiç kusura bakmayın diye o
insanların üzerine bombayı atan da , kollarını büktüğün, korkmalarından,
üzülmelerinden, onların acı çekmesinden zevk alırken aslında acıyı çeken sen
değil misin? Bak sana bir çağrım var.

Sen şifalandığında her yer aydınlanacaktır.
Başka bir yaşam mümkün
Başka bir yaşam mümkün. Bu yolculukta seçimini güzelden, dürüstlükten,
verdiği değeri göstermekten, kıymet bilmekten, neşeden, sevgiden yana
seçimler yapanlar için yer var. Zaman ise bizim algıladığımızdan farklı ve hareket
etmesine az kaldı. Sen de bu yolculukta yerini almaya ve titreşimini şefkatin,
sevginin ve neşenin frekansına yükseltmeye ne dersin? Ver haydi elini… Geçici
olarak tamam deme, tamamen, bütün oluşunla , ete kemiğe büründüğün sen
olan halinle seni seviyorum, varlığına teşekkür ediyorum. Ver elini geçelim
menekşe tarlalarının içinden… Atalardan ve özünden geldiğini düşündüğün ya
da farkında olmadığın veçhelerin şifalanırken gel yürüyelim menekşe
bahçelerinden… Aynı yerde yaşıyor gibi görünelim ama başka bir yaşama
birlikte geçelim. Haydi ver elini…

521 Comments

Leave a comment